
Hayatın hızlı akışı içinde çoğu zaman unuttuğumuz bir gerçek vardır: İnsan olmanın en güzel tarafı, yüreğimizde taşıdığımız merhamettir. Çünkü insanı insan yapan yalnızca yaşadığı şehir, sahip olduğu imkânlar ya da elde ettiği başarılar değildir. Asıl değer, kalbinde taşıdığı sevgi ve başkalarına uzattığı yardım elidir.
Yeter ki yüreğimizden insan sevgisi eksik olmasın… Yeter ki kalbimizde merhamet solmasın…
Bu iki cümle belki basit görünür; ancak hayatın içindeki anlamı son derece büyüktür. Çünkü bu sözleri yalnızca dile getirmek değil, hayatın içinde uygulamak gerçek erdemdir. İşte toplumda saygı duyulan insanların ortak özelliği de budur. Onlar konuşmaktan çok, yaptıklarıyla örnek olurlar.
Bugün bu satırlarda, merhameti yaşam biçimi haline getiren bir isimden söz etmek istiyorum.
Gebze’de birçok kişinin yakından tanıdığı iş insanı Ömer Emiroğlu, halk arasında bilinen adıyla “Frenci Ömer”… Onu tanıyanlar bilir; yardımseverliği, paylaşmayı seven yapısı ve özellikle hayvanlara olan sevgisiyle tanınan bir isimdir.
Günümüzde çoğu insan günlük hayatın yoğunluğu içinde çevresinde olup bitenlere bile çoğu zaman kayıtsız kalabiliyor. Ancak bazı insanlar vardır ki, onların vicdanı yalnızca insanlara değil, Allah’ın yarattığı her canlıya karşı sorumluluk hisseder.
Ömer Emiroğlu da bu anlayışı hayatına yerleştiren isimlerden biri.

Düşünün ki gecenin ilerleyen saatlerinde, “sokaktaki kediler aç kalmasın” düşüncesiyle kilometrelerce yol gidiyor. Marketlerden paket paket tavuk ciğeri alıp aracına yükleyerek yaklaşık 45 kilometrelik yolu kat ediyor. Amacı çok basit ama çok değerli: Sessiz dostların karnını doyurmak.
Belki birçok kişi için bu küçük bir ayrıntı gibi görünebilir. Fakat aslında bu davranış, bir insanın kalbinde taşıdığı merhametin en güzel göstergelerinden biridir. Çünkü kimsenin görmediği bir saatte, herhangi bir beklenti olmadan yapılan iyilik, en samimi iyiliktir.
Bu yüzden toplumda saygı uyandıran insanlar, çoğu zaman yaptıkları büyük işlerle değil; yüreklerinden taşan küçük ama anlamlı davranışlarla hatırlanırlar.
İnsan sevgisi yalnızca insanlara değil, doğaya ve canlılara da uzandığında gerçek anlamını bulur. Bir kap su koymak, bir avuç mama bırakmak, aç bir canlıyı doyurmak… Bunlar belki küçük hareketlerdir ama vicdanın büyüklüğünü gösterir.
Toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak budur: Birbirimizin acısını hissedebilmek, merhameti kaybetmemek ve paylaşmayı unutmamak.
İşte bu yüzden böyle insanları gördüğümüzde içimizden gelen tek söz vardır:
“Yüreğine sağlık… Helal olsun sana.”
Çünkü merhametin olduğu yerde umut vardır. İnsan sevgisinin olduğu yerde ise güzel bir dünya kurma ihtimali her zaman vardır.
Saygılarımla…