
Bazen insan, geçmişin tozlu raflarında saklı bir anıyı indirip usulca kalbinin önüne koymak ister. Ben de bugün öyle yaptım.
Zaman tünelimde insan sevgisiyle yoğrulmuş bir sayfayı araladım.
Ruhunda iyiliği taşıyan, hayata pozitif bakmayı başarabilen, satır aralarında kendinden bir parça bulup tebessüm eden herkese kucak dolusu selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum.
Her şeye rağmen geçmişin güzel hatıralarına açılan o kapılardan birini araladım bugün. Çünkü bazı insanlar vardır; ne zaman, nerede, hangi koşulda katkı sunacağını hesap etmeden güne “merhaba” derler. İçlerinde zerre kadar art niyet yoktur. Onlar için mesele gösteriş değil, gönül işidir.
Kimse aç kalmasın, kimse susuz kalmasın, kimse işsiz ve evsiz kalmasın diye dertlenen bir yürek düşünün… Bulunduğu şehre sosyal yardım ve dayanışma eli uzatan, gece gündüz demeden ihtiyacı olana yetişmeye çalışan bir insan…
İşte insanlık dediğimiz değer tam da budur.
Zor zamanlardan geçiyoruz. Aşın, işin, geçimin konuşulduğu günlerdeyiz. Böylesi bir dönemde, kazancını paylaşan; kırda, bayırda, ormanda kaderine terk edilmiş can dostlara çuvallarla yem taşıyan birinin varlığı bazılarına masal gibi gelebilir. “Bu devirde var mı böyle insanlar?” diye sorabilirsiniz.
Ben gördüm, var diyorum.
Çocukluğunda muzipliğiyle köyü ayağa kaldıran, İstanbul’a göç edince “gittiler de kurtulduk” diye espriyle uğurlanan o çocuk; bugün nerede bir dayanışma varsa orada. Nerede bir çözümsüzlük varsa elini taşın altına koyanlardan. Hastane işlerinde, resmi işlemlerde, yardım organizasyonlarında sessiz ama etkili bir şekilde varlığını hissettiren bir gönül insanı.
Hafta sonları şehrin girişlerinde, köy yollarında, orman kenarlarında barınaklara bırakılan can dostları tek tek ziyaret eden; çuvallarla yem, kutularla mama açıp bırakan bir yürek…
İçinde insan sevgisi hiç eksilmeyen bir Karadeniz evladı… Gebze’nin tanıdığı, sevdiği iş insanlarından Ömer Emiroğlu, nam-ı diğer Frenci Ömer.
Ne yazık ki talihsiz bir kazayla yaralandı. Ambulansla kaldırıldığı hastanede operasyon geçirdi. Beş gündür evine bağlı kaldı, sokağa çıkamadı. Ama onun aklında kendi ağrısı değil, beş gündür yem bekleyen can dostlar vardı.
Yaralı bacağı ödem toplamışken bastonunu eline aldı. “Birileri yapar” demedi. Yine yollara düştü. Barınaklara gitti, mamalarını bıraktı. O iç huzurla hastaneye dönüp pansumanını yaptırdı.
İşte işin özü burada saklı… İnsanlık; makamla, güçle, parayla ölçülmüyor. İnsanlık, kimsenin görmediği yerde de iyiliği sürdürebilmektir.
Çünkü bazı değerler vardır ki satın alınmaz. Onlar ya yürekte vardır ya da hiç yoktur.
Ve bir kez daha görüyoruz ki; İnsanlık parayla satılmıyor.
Sevgiyle kalın…
Özden Demirci