
Bu köşede bugün sizleri çok uzaklara değil; yaşadığımız kentin sokaklarında, hafızalarımıza kazınmış o güzel günlere götürmek istiyorum. Belki doyasıya yaşayamadığımız, belki de kıymetini tam bilemediğimiz gençlik yıllarımıza…
Yaşımız 16-20 arası… İçimiz kıpır kıpır, hayallerimiz büyük. Şehrin sunduğu imkânlardan faydalanmak, hayatın içinde var olabilmek için kendimize uğraşlar arıyoruz. O yıllarda en büyük zenginliğimiz ise sanata ve sanatçıya duyduğumuz derin sevgi…
Halk Eğitim Müdürlüğü’nün açtığı kurslar bizim için adeta birer okul gibiydi. Günün bir saatinde folklor oynar, bir başka saatinde bağlama kursuna koşardık. Yorulmak bilmezdik. Sahnede, kursta, sokakta… Her yerde biz vardık.
Kimi saz çalar, kimi türkü söyler, kimi oyun oynardı. Her birimiz ayrı bir yetenek, ayrı bir renk… Öyle ki bir dönem bölgemizde yapılan konserlerin, düğünlerin, nişanların aranan isimleri bizlerdik. Binlerce gencin en mutlu gününde sazımızla, sözümüzle yer aldık. Nice yuvaların kurulmasına türkülerimiz eşlik etti…
Ama zaman geçti…
Bugün o günlerin sanatçıları, o sahnelerin yıldızları, sessizce hayatın içinde kendi yolunda yürümeye devam ediyor. Ne arayan var, ne soran… Ama bazı insanlar vardır ki, nerede olursa olsun özünü kaybetmez. İşte bizim kız Gülhan da onlardan biri…
Bir zamanlar söylediği türkülerle dinleyenleri büyüleyen, sahnelerin sevilen sesi olan Gülhan Altınkaya… Bugün sağlık sektöründe önemli bir görev üstlenmiş, insanların derdine derman olmaya çalışan bir emekçi…
Hayat ona erken yaşta büyük sorumluluklar yüklemiş. Babasını genç yaşta kaybettikten sonra ailesine hem anne hem baba olmuş. Kardeşlerine kol kanat germiş. Belki kendi hayatından, kendi hayallerinden fedakârlık etmiş ama insanlıktan, vefadan asla vazgeçmemiş…
Bugün hâlâ aynı yürekle yaşamaya devam ediyor. İhtiyacı olana el uzatan, hastanelerde insanların işini kolaylaştıran, gerektiğinde maddi manevi her türlü desteği veren bir gönül insanı…
Geçtiğimiz günlerde kendisini aradım. Eski günleri yad ettik. “Gülhan,” dedim, “İlk sahneye çıktığında hangi türküyü okuduğunu hatırlıyor musun?” Bir an durdu, sonra gülerek cevap verdi: “Abi, yıllar oldu… Ama galiba ‘Odam Kireç Tutmuyor’du…”
İkimiz de güldük. Ama o kahkahanın içinde yılların özlemi, hatıraların sıcaklığı vardı…
Gülhan sadece bir sanatçı, sadece bir sağlık çalışanı değil… O vefanın, fedakârlığın ve insan sevgisinin adı… Büyüğünü bilen, küçüğünü gözeten, kendisi yemeyip yediren, içmeyip içiren bir yürek…
Sevgili eşi Kamil Bey de en az onun kadar yardımsever. Ailenin gururu olan evlatları ise yarınlarda bir doktor olarak insanlara şifa dağıtmaya hazırlanıyor. Demek ki iyilik de, vefa da bu ailede nesilden nesile aktarılıyor…
Gülhan’ın en büyük arzularından biri ise yıllar önce birlikte saz çalıp türkü söylediği arkadaşlarıyla yeniden bir araya gelmek… O eski günleri, o samimi dostlukları yeniden yaşamak…
Şimdiden söyleyelim; o buluşma gerçekleşecek. 80’li yılların o güzel insanları yeniden bir araya gelecek. Türküler yine yankılanacak, hatıralar yeniden canlanacak…
Ve o gün geldiğinde, belki sizler de bu hatıraların bir parçası olmak istersiniz…
Çünkü bazı insanlar unutulmaz…
Bazı dostluklar eskimez…
Ve bazı yürekler vardır ki;
gerçekten vefalıdır…
Saygılarımla, Özden Demirci