
Okulda şiddet denince akla hep liseler gelirdi.
Sert tartışmalar, kavgalar…
Şimdi? O karanlık gölge, henüz harfleri bile bilmeyen miniklerin yuvasına, anaokulu kapılarına kadar dayandı.
Pedagoji bilimi nettir.
Okul öncesi dönemde çocukların kendi aralarında yaşadığı her türlü sürtüşme ve hırçınlık, gelişim sürecinin bir parçasıdır. Bu gelişim sürecinde yaşananlara kısaca "akran iletişimi" veya "gelişim sürtüşmesi" denir.
Çözümü de bellidir:
Profesyonel rehberlik devreye girer, eğitimsel yöntemlerle sorun çözülür.
Bizde ne yapılıyor?
Yetişkinlerin öfke nöbeti, çocukların dünyasını işgal ediyor.
Çocuğunu koruma refleksini, eğitimcilere yönelik bir baskı aracına dönüştüren bir veli profili türedi
Sakin kalamayan...
Bilimsel açıklamayı dinlemeyen...
Kurumsal hiyerarşiyi hiçe sayan bir anlayış bu.
Okul yönetimini ve öğretmenleri asılsız ithamlarla yıpratmayı, tehditkâr bir üslupla üste çıkmayı ebeveynlik sanıyorlar.
Açıkça söyleyelim.
Okul, pazar yeri değildir.
Öğretmenler, emir eri değildir.
Okul; kendi hukuku, kuralları ve bilimsel prosedürleri olan kutsal bir yuvadır.
Bilimsel veriler ortada.
Çocuklar, ebeveynlerinin kriz anındaki tutumlarını kopyalar.
Eğitimcilere karşı parmak sallayan, sesini yükselten bir ebeveyn, aslında kendi çocuğuna iyilik yapmıyor. Ona, problem çözme yöntemi olarak sadece saldırganlığı miras bırakıyor.
Eğitimcinin saygınlığını yok ettiğiniz bir yerde, gelecek inşa edemezsiniz.
Çözüm mü?
Eğitim, velilerin anlık parlamalarına göre değil, pedagojik esaslara göre yönetilir.
Sorunların çözümü, ailelerin karşı karşıya getirilmesi değil, uzmanların gözetimindeki bilimsel süreçlerdir.
Bu toplumsal yarayı sarmak istiyorsak, okul-aile ilişkisini baskı üzerinden değil, güven ve liyakat üzerinden yeniden kurmak zorundayız.
Çünkü eğitim...
Bağırıp çağırarak değil, akılla ve bilimle inşa edilir.