whatsapp
Prof. Dr. Harun Demirkaya
Prof. Dr. Harun Demirkaya

Bir Annenin “Düzelmez” Sözü Üzerine

Gençlerin işsiz kalmasına, umudunu yitirmesine, insanların etten vazgeçmesine, emeklilik hayalinin uzaklaşmasına alışmak. Ve sonunda bütün bunları ülkenin kaderi sanmak.
Oysa Türkiye'nin kaderi bu olamaz, olmamalıdır.

7 Eylül 2026 Saat: 10:10
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 140 kez okunmuştur

 

Linki yazını sonunda verilen sokak röportajında kadın konuşuyor:

Ev hanımı. İki çocuk büyütmüş. Hayatın yükü ağırlaşınca evlere temizliğe gitmiş. Yıllarca çalışmış ama sigortasız. Emekliliği yok. Hala çalışıyor; çünkü çalışmazsa geçinemiyor.

 

Anlatırken oğlundan söz ediyor:

Beş yıl işsiz kalmış. Üç yıl boyunca memurluk için uğraşmış. Sınavdan 93 puan almış.

Ama üç kez mülakatta elenmiş.

 

Sonra soruyor anne:

“Adam diyor ki, gitsin. Nereye gitsin?”  İşte mesele tam da burada.

Yıllarca okutulmuş, sınava hazırlanmış, 93 puan almış bir genç nereye gidecek? Bir annenin yıllarca verdiği emeğin karşılığı ne olacak?

 

Kadının bir başka cümlesi daha var:

“100 lirayı artık 10 lira gibi bozduruyorum.”

Bu, enflasyonun halk dilindeki tarifidir. “Günlük temizliğe gider, evin bütün ihtiyaçlarını karşılardım. Şimdi yetmiyor.”

 

İşte yoksullaşma budur.

Aynı parayla her geçen gün daha az şey satın alabilmek;

domatesi hesaba katmak; yumurtayı düşünerek almak; etin kilosuna bakıp vazgeçmek; çocuğunun ihtiyacını karşılayıp kendi ihtiyacını ertelemek…

 

Ve bu kadın yalnız değil.

İşçisi, küçük memuru, emeklisi, köylüsü, esnafı, çocuğunu okutmaya çalışan anne baba, diplomasıyla iş arayan genç… Hepsi hayatın farklı alanlarında aynı geçim sıkıntısıyla karşı karşıya.

 

Daha acısı ise yoksullukla birlikte gelecek duygusunun da aşınması.

Genç, “Çalışırsam karşılığını alırım” diyemiyorsa; anne, “Çocuğumun geleceği iyi olacak” düşüncesi taşıyamıyorsa; çalışan, “Bir gün rahat bir emeklilik yaşayacağım” umuduna sahip değilse, ekonomik sorun, toplumsal bir umutsuzluğa dönüşür. Bu yüzden annenin şu sözü üzerinde durmak gerekiyor:

“Düzelmez. Kim gelirse gelsin, düzelmez.”

 

Belki de en tehlikeli nokta burası. Çünkü yoksulluk kadar tehlikeli olan, yoksulluğa alışmaktır.

Gençlerin işsiz kalmasına, umudunu yitirmesine, insanların etten vazgeçmesine, emeklilik hayalinin uzaklaşmasına alışmak. Ve sonunda bütün bunları ülkenin kaderi sanmak.

Oysa Türkiye'nin kaderi bu olamaz, olmamalıdır.

 

Bir ülke sürekli tüketerek zenginleşemez. Sadece betonlaşarak kalkınamaz. Tarımda, sanayide ve her alanda üretmeden, yatırım yapmadan, yeni iş alanları oluşturmadan milyonlarca insana iş ve aş sağlanamaz.

 

Kadının “Yeni fabrika mı açtılar?” sorusu bu nedenle önemlidir.

Gençlere “Git iş bul” demek kolaydır. Asıl soru şudur: Nerede bulacak? Hangi fabrikada, hangi işletmede, hangi üretim tesisinde?

 

Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca “sabredin” demek değil; insanların çalışabileceği, üretebileceği ve alın terinin karşılığını alabileceği bir ekonomik düzen kurmaktır.

 

Bunun yanında bir başka temel mesele daha vardır: Liyakat.

93 puan alan bir genç yalnızca iş aramıyor; aslında devlete güvenmek istiyor.

“Çalışırsam, başarabilirsem, hakkımı alırım” diyebilmek istiyor.

Bu duygu kaybolursa yalnızca gençlerin umudu değil, ülkenin yetişmiş insan gücü de kaybedilir.

Devletin görevi vatandaşına lütuf dağıtmak değil; adil kurallar koymak, liyakati korumak, üretimi teşvik etmek ve insanca yaşamın şartlarını oluşturmaktır.

 

Halkın istediği de aslında çok büyük değil:

Çocuğunun iş bulması;

Evine yeterli gıdayı alabilmesi;

Yaşlandığında huzur ve güven içinde yaşayabilmesi;

Ve yarına umutla bakabilmesi.

 

Bu ülkenin insanları sadaka istemiyor. Devlet dahil, hiç kimseye muhtaç olmadan yaşamak istiyor. Adil, hakla bir düzen, çalışan ve üreten bir ekonomi ve emeğinin karşılığını istiyor.

 

O yüzden o annenin “Düzelmez” sözü üzerinde düşünmek gerekiyor. Ama ben bu düşünceye katılmıyorum.

 

Düzelir.

 

Ama aynı yöntemlerle değil.

Üretmeden değil.

Sadece betonla değil.

Liyakati çiğneyerek değil.

Gençlerin umudunu kırarak değil.

İnsanın emeğini değersizleştirerek hiç değil.

Ancak etkili bir yönetimle düzelir.

 

Yeter ki ülkenin kaynakları halkın refahına, her alanda üretime, yaygın bir eğitime ve genel bir istihdama yönelsin, düzelir.

 

Çünkü Türkiye; toprağıyla, insanıyla, üretme gücüyle yoksulluğa mahkum olacak bir ülke değildir.

 

Düzelir.

Yeter ki doğru dürüst yönetilsin.

 

 

Röportaj Linki:  https://www.facebook.com/reel/1954798398492086

 

YORUMLAR

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Yedincigün Haber Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

Yapay Zeka Devleti Küçültüyor6 Eylül 2026 Saat: 16:01
Yapay Zeka Çağı. Yapay Zeka Çağı'nda değişecek olan yalnızca fabrikalar, şirketler ya da meslekler değil; devletin kendisi olacaktır.
YOKSULLUĞA ALIŞMAK18 Ağustos 2026 Saat: 15:13
Eskiden yoksulluk sıra dışıydı. Yoksul insanlar elbette vardı; ancak yoksulluk, toplumun kolayca kabulleneceği sıradan bir hayat biçimi değildi. Devletin temel sorumluluklarından biri de yoksulluğu azaltmak, insanların insanca yaşayabileceği koşullar
PKK Silah Bırakınca Geride Ne Kalacak?13 Ağustos 2026 Saat: 12:49
Türkiye'deki silahlı yapının sona ermesi önemli olmakla birlikte, Suriye'deki PKK bağlantılı yapılanmaların ve Irak'taki örgütsel altyapının ve İran PKK’sının feshi gerçekleşmeden, sorun çözüldü demek mümkün değildir.
Tercih Listesinden Önce Hayatın Tercihini Yapabilmek4 Ağustos 2026 Saat: 13:41
Üniversite tercih dönemi, milyonlarca gencin geleceğine yön vermeye çalıştığı kritik bir zaman dilimidir. Ne var ki bu dönem, çoğu zaman yalnızca puanların, sıralamaların ve üniversite isimlerinin konuşulduğu teknik bir süreç haline gelmektedir.
Umut Göçü: Türkiye’nin Görünmeyen Krizi30 Temmuz 2026 Saat: 13:06
Türkiye cumhuriyetin ilk 15-20 yılı hariç, bu güne değin güvenlik sorunlarını, ekonomik krizleri, siyasi kutuplaşmaları, darbeleri, terör olaylarını ve doğal afetleri yaşadı.
Tüm Yazıları
Yukarı ↑