whatsapp
Prof. Dr. Harun Demirkaya
Prof. Dr. Harun Demirkaya

Umut Göçü: Türkiye’nin Görünmeyen Krizi

Türkiye cumhuriyetin ilk 15-20 yılı hariç, bu güne değin güvenlik sorunlarını, ekonomik krizleri, siyasi kutuplaşmaları, darbeleri, terör olaylarını ve doğal afetleri yaşadı.

30 Temmuz 2026 Saat: 13:06
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 251 kez okunmuştur

Her defasında yaralarını sardı, ayağa kalktı ve yoluna devam etti. Çünkü milletlerin dayanma gücü sadece ekonomik göstergelerden ibaret değildir. Bir toplumu ayakta tutan asıl unsur, geleceğe dair taşıdığı umuttur.

Bugün ise rakamlarla ölçülmesi zor, fakat etkileri her geçen gün daha fazla hissedilen farklı bir sorunla karşı karşıyayız: Umut Göçü.

Beyin göçünü sıkça konuşuyoruz. İyi eğitim almış gençlerin yurt dışına gitmesini, doktorların, mühendislerin, yazılımcıların başka ülkelerde gelecek aramasını tartışıyoruz. Oysa çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız. Bu tehlike, ülke sınırlarını aşan insanların değil, hayallerini terk etmek zorunda kalan insanların oluşturduğu umut göçüdür.

Bir zamanlar gençler daha iyi bir eğitim almanın, çok çalışmanın ve dürüst yaşamanın kendilerine daha iyi bir gelecek sağlayacağına inanıyordu. Bugün ise birçok genç, ne kadar çaba gösterirse göstersin hedeflerine ulaşamayacağını düşünüyor. Üniversite diploması artık iş garantisi anlamına gelmiyor. Çalışmak ev sahibi olmaya yetmiyor. Emekli olmak huzur vermiyor. Gelir artışı, hayat pahalılığını yakalayamıyor. Geleceğe ilişkin belirsizlik ise giderek büyüyor.

Bu durumun en çarpıcı sonuçlarından biri aile kurumunda görülüyor. Evlilik yaşı (TÜİK verilerine göre son 15 yılda ortalama ilk evlilik yaşı erkeklerde 27 yaşından 28,5 yaşına, kadınlarda ise 23,7 yaşından 26 yaşına) yükseliyor, çocuk sahibi olma isteği giderek azalıyor. Gençler aile kurmak istemedikleri için değil, bunu gerçekleştirebilecek ekonomik ve sosyal zemini göremedikleri için bekliyor. Birçok genç, hayatını kurmak yerine hayatını ve hayallerini ertelemek zorunda kalıyor. Kaldı ki TÜİK verilerine göre, evlenmeler azaldığı halde boşanma sayıları (2023:173000;  2024: 187000, 2025: yaklaşık 194000) giderek artıyor.

Emekliler açısından tablo farklı değil. Yıllarca çalışmış, ülkeye hizmet etmiş milyonlarca insan bugün geçim hesabı yapmak zorunda kalıyor. Hayatlarının en huzurlu dönemi olması gereken emeklilik yılları, ekonomik kaygılarla geçiyor. İnsanlar sadece bugünü değil, yarını da düşünerek endişeleniyor.

Umut göçünün en tehlikeli yanı görünmez olmasıdır. İnsanlar ülkeyi terk etmeyebilir. Her sabah işlerine gidebilir, ama işlerinde isteksizdirler, verimsizdirler, adeta sessiz istifa yaşarlar. İnsanlar günlük hayatlarına devam edebilirler ama mutsuzdurlar, huzursuzdurlar, umutsuzdurlar.  İnsanlar içlerindeki geleceğe dair heyecanı kaybettiklerinde, toplumun üretme enerjisi de zayıflamaya başlar. Çünkü büyük başarılar önce umutla başlar. Umudunu kaybeden birey, risk almaktan kaçınır; yatırım yapmaz, girişim kurmaz, yenilik üretmez, hasılı topluma hiçbir katkı sunamaz.

Tarih boyunca milletleri güçlü kılan yalnızca ekonomik kaynakları olmamıştır. İnsanlarına güven veren, gelecek sunabilen liderler, yönetimler, toplumları da hızla geliştirmiştir. Geleceğe güven duygusunun zayıfladığı toplumlarda ise ekonomik büyüme sağlansa bile bu durum refahı ve huzuru getirmemiştir.

Bu nedenle Türkiye'nin önündeki en önemli görevlerden biri yalnızca ekonomik göstergeleri düzeltmek değildir. Gençlere fırsat eşitliği sunmak, liyakati güçlendirmek, çalışmanın karşılığını alabilecekleri bir düzen kurmak ve adalet duygusunu pekiştirmek gibi başlıklar da en az ekonomik reformlar kadar önemlidir. İnsanlar yarınlarının bugünden daha iyi olacağına inanmadıkça, hiçbir kalkınma programı tam anlamıyla başarıya ulaşamaz.

Bir ülkenin gerçek serveti kasadaki altınları, yer altındaki madenleri, fabrikaları veya binaları değildir. Gerçek servet; hayal kuran, üreten, yetkin, yaratıcı, çalışan ve geleceğe inanan İnsan Kaynaklarıdır. Eğer bir ülkenin en büyük serveti olan İnsan Kaynakları umudunu kaybederse, asıl yıkım burada başlar.

Zira örgütler canlı organizmalardır. Doğarlar, yaşarlar, zor günler geçirirler, krizlerle karşılaşırlar, tedavi edilirler, gerekiyorsa yeniden yapılanırlar. İyi yönetilen örgütler çok uzun yıllar hatta yüzyıllar boyunca ayakta kalırlar. Şirketler de, devletler de birer örgüttür. Şirketler iflas edip yeniden kurulabilir. Kaybedilen sermaye yeniden kazanılabilir. Devletler ekonomik krizlerden çıkabilir. Her örgüt için bütün sorunların çözümü için anahtar Nitelikli İnsan Kaynağıdır.  

Peki ya İnsan Kaynağı krizde ise…

Toplum bu umut krizinden nasıl çıkabilir? 

İşte bugün Türkiye'nin önündeki en önemli soru budur.

 

YORUMLAR

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Yedincigün Haber Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

Beyin Göçü Değil Umut Göçü25 Temmuz 2026 Saat: 15:09
Türkiye son yıllarda yalnızca genç nüfusunu değil, en nitelikli insan kaynağını da kaybetme riskiyle karşı karşıya. Üstelik bu kayıp artık bireysel tercihlerden çok toplumsal bir eğilime dönüşmüş durumda.
20 Temmuz 1974: Kurtuluştan Kuruluşa25 Temmuz 2026 Saat: 15:00
Bazı tarihler, milletlerin hafızasına kazınır ve nesilden nesile aktarılır. 20 Temmuz 1974 de işte böyle bir tarihtir. O gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullanarak, Kıbrıs Türk halkının can güvenl
Önce Liyakat Kırılır (15 Temmuz’a Atfen)17 Temmuz 2026 Saat: 09:55
Bazı zararlar vardır ki rakamlarla ölçülemez. Yıkılan bir bina yeniden yapılabilir, kaybedilen para yeniden kazanılabilir. Ancak devletin kurumlarına, hukuka ve toplumun birbirine duyduğu güvene verilen zararların telafisi bazen bir neslin ömrünü alı
Yoksulluk Gözlerde Başlar7 Temmuz 2026 Saat: 23:03
Geçenlerde bir marketin kasap reyonunda verdiğim siparişin hazırlanmasını beklerken orta yaşlı bir kadın dikkatimi çekti. Üzerindeki eski giysiler, yüzündeki yorgunluk ve konuşurken sesindeki çekingenlik, hayatın ona uzun zamandır cömert davranmadığı
Nüfus Sorunu ve Çözümü27 Haziran 2026 Saat: 08:52
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en önemli demografik kırılmalarından birini yaşamaktadır. TÜİK verilerine göre 2000 yılında 2.53 olan toplam doğurganlık hızı 2002’den itibaren azalma trendine girerek, 2016’da 2.11’e düşmüş, 2018’de ise nüfusun yenileme
Tüm Yazıları
Yukarı ↑